Kaynaklar
Belgeler
1. Hüccet
Arapça bir terim olan hüccet, lügatte “delil, vesika, senet” anlamlarına gelmekle birlikte, özelde “bir hukukî iddianın geçerliliğini kanıtlayan belge veya araç” şeklinde tanımlanabilir. Osmanlı hukuk sisteminde bu kavram, iki farklı bağlamda kullanılmıştır:
– İspat Vasıtası Olarak Hüccet: Şahitlik, ikrar, yemin veya yeminden dönme (nükûl) gibi davaların ispatında kullanılan hukukî delilleri ifade eder.
– Belgesel Senet Olarak Hüccet: Şer‘iyye sicillerinde kayıtlı olup, taraflardan birinin ikrarı ve diğerinin tasdikine dayanan, üzerinde düzenleyen hâkimin mühür ve imzasını taşıyan resmî evraktır.
Hüccetler, hâkimin herhangi bir kararını içermemesi bakımından ilamlardan ayrılır. Temel işlevi, tarafların hukukî işlemlerini noterlik benzeri bir resmiyetle kayıt altına almaktır. Düzenlenen hüccetin bir nüshası sicile kaydedilirken, hâkimin adı ve mührü bu kayıtta yer almaz. Şer‘iyye sicillerinde hâkimlerin kimlik bilgileri (künye, görev başlangıç tarihi vb.) yalnızca defterin baş kısmındaki berât bölümünde zikredilirdi.
Hüccet Türleri ve İçerik Çeşitliliği:
Şer‘iyye sicillerinde muhtelif hukukî işlemlere dair pek çok hüccet türü tanzim edilmiştir. Bunlar arasında:
– Mülkiyet ve Borç İlişkileri: Bey‘(satış), icâre (kiralama), kefâlet, havâle-i deyn (borç transferi), hibe
– Aile ve Miras Hukuku: Nafaka, vasiyet, vesâyet, ferâğ işlemleri
– Uyuşmazlık Çözümü: Sulh, ibrâ, tahkim
– Ticaret ve Ortaklık: Müdârebe, müzâraa, müsâkât
Sicillerde en sık karşılaşılan hüccet türleri (vekâlet, keşif, bey‘, sulh) arasında kullanılan ifadeler ve formel yapı bakımından farklılıklar mevcuttur. Her bir hüccet türünün kendine özgü terminolojik yapısı, belgenin sonunda örneklerle açıklanarak bu farklılıkların kaynağı ortaya konulmuştur.
Hüccetler, Osmanlı hukuk pratiğinde hem ispat aracı hem de resmî kayıt işlevi gören çok yönlü belgelerdir. Türler arasındaki formel ayrımlar, dönemin hukuk doktrini ve uygulama ihtiyaçlarına dayanmakta olup, bu belgeler günümüz hukuk tarihi ve diplomatik araştırmaları için kritik kaynak teşkil etmektedir.
Hüccetin Bölümleri
Başlangıç İfadeleri:
“sebeb-i (ba’is-i, vech-i) tahrir-i (huruf, sicil, kalem) oldur (budur) ki”
“sebeb-i tahrir-i kitab (-ı şer’i) ve muceb-i tastir-i hitab (-ı hükmi) oldur (budur) ki”
“oldur ki”
“budur ki”
“takrir-i kelam (meram) edüp (kılıp)” “ikrar-ı sahih-i şer’i ve itiraf-ı sarih-i mer’i kılıp” “takrir-i kelam ve bast-ı meram edüp (kılıp)” ifadeleriyle dava konusu olan şeyler birinci tarafça açıklanır.
Birinci tarafın takririnden sonra ikinci tarafın ifadesi yer alır. Bu genelde birinci tarafı teyit eder mahiyettedir. “gıbbe’t-tasdik” veya “gıbbe’t–tasdikü’ş-şer’i” ibaresiyle ifade edilir.
İhtiyaç duyulan durumlarda şahidler dinlenir. Şahitlerin ifadelerinden sonra “ma vaka’abi’t-taleb kayd–ketb–kayd-ı sicil olundu” ifadelerinden sonra tarih atılır. Bundan sonra da Şuhudü’l-hal ibaresinden sonra şahitlerin isimleri yazılır.
Ek: Simkeşkane’nin Emetullah Başkadın Vakfı’na Ait Olduğunu Gösteren 1283/1867 İlmuhaber Kaydı (BOA. EV. MKT. 3005)
Simkeşhâne-i Âmire’nin bâniyesi olan huld-âşiyân Emetullah Kadın Efendi tâbe serâhâHazretlerinin vakfiye-i mamûlün-bihâlarında, derûnunda olub, esnâf uhdesinde bulunan odaların ferâğ ve intikâl ve mahlûlâtı vukû’ buldukça kendilerinin iskân ve ikame ettirmiş oldukları Simkeş hademesiyle Kalbdancı ve Sakici ve Simci ve Bükmeci esnafının gayriyeferâğ ve intikal ettirilmesi ve evlâd-ı inâsa kalması meşrût ve münderic olarak bu cihetle mezkûr odaların muamelatı sâir müsakkâfât-ı emlake mekîs olmadığından ferâğ ve intikali vukuunda her birinin mevki ve cesâmetine göre bin beş yüzden nihayet dört bin kuruşa kadar esnaf beyninde bi rmuaccele takdiriyle bey’ ve şirâ olunması şerâit ve kâide-i kadimesiicabındıan bulunduğuna ve işbu odaların muaccele ve kiraları terakkî edecek olursa bilaaherderununda mevcud esnâf mallarını elden çıkarub haricden içlerine bir takım esnafın girmesini ve bu ise Simkeşhanenin tağyîr ve ihlâl ve emniyet ve inzibatını istilzam ve intac edeceğine binaen ba’d ez-in dahi şerait ve kaide-i kadimesine ve hazine-i evkaf-ı hümayunda mukayyedve mahfuz olan vakfiyesine tevfikan zikr olunan odalarının ferağ ve intikali vkuunda yine esnaf-ı mahsusası beyninde mezkûru’l-mikdâr muaceleden ziyadeye bey’ ve şirâ edilmemesi ve marru’z-zikr Simkeş hademesiyle Kalbdancı ve Sakici ve Simci ve Bükmeci esnafından maada hiçbir kimesne uhdesine geçirilmemesi ve sahibleri tarafından kiraya verilmek istenildiği halde bi’l-esnaf-ı mezkureye veyahut bunların sanatına münasebeti olan esnafa muaccele-i mukarrere-i kadimeleri nisbetiyle yani kisesi nihayet beş kuruş itibarıyla icar olunub hariçte bulunan esnaf canibinden ziyade kira ile isticarına taleb zuhur etse bile şerâit-i meriyyesini muhafazatan ve Simkeşhanenin emniyetini vikâyeten cevaz gösterilmemesi hususlarına meclis-i vâlâ ve encümen-i mahsus-ı vukelâ kararıyla bi’l-istizan irade-i seniyye-i hazret-i padişahiye müteallik ve şeref-sudûr buyurlmuş ve şehremânet-i behiyyesine de ita-yımalûmât olunmuş olmağla hazinece ifâ-yı muktezâsına himmet eyleyeler ve bu seksen üç senesi şevvâlinin beşinci gününde vâki’ seksen iki senesi kânûn-ı sânisinin yirmi dokuzuncu günü tarihiyle evkâf-ı hümâyûn nazırı atufetlu efendi hazretlerine hitâben beyâz üzerine sadır olan fermân-ı âli mucibince iktizası senedattan lede’s-suâl mezkûr fermân-ı âli bi-ibâretihievkaf muhasebesine kayd ile keyfiyet malum olmak için mahkeme-i teftiş sicillâtıyla mahlûlâtodasına ve vakf-ı müşârun-ileyhâ tarafına başka başka ilmühaberlerinin itası iktaza eylediği der-kenâr olundukda ilmühaberleri verile deyu ferman buyrulmağın mucibince kayd olunubdiğer ilmühaberleri verilmekle keyfiyet malum olmak için vakf-ı müşârun-ileyha tarafına dahi işbu ilmühaber verildi. 25 Şevvâl 1283
İki Pul, Bir Mühür, İmza ve tarih: Lede’l-mükâbele aslına mutâbık olduğu tasdik olunur.
24 Ağustos 1321.
3. Keşif Hücceti
Mısır’a medfun Yunus peygamberin merkadı civarındaki vakıf değirmeninin suyu kesildiğinden, Kapucubaşı Şehbaz Ağa’nın talebiyle yapılan keşif hakkında Mısır Kadısı Mahmud bin Abdulvahab’ın hücceti. (TSMA No: 7555/1)
Yer : TS.MA.e / 843 – 14 –
Tarih : H-04-10-1048 –
Dosya Ek :
4. Fermân
Osmanlı döneminde vakıflara ilişkin genel hükümler, merkezî idare tarafından İstanbul’dan ilgili kadılıklara ferman şeklinde gönderilirdi. Bu hükümler, vakıf hukukuna (ahkâm-ı vakf) dair özel düzenlemeler içerebileceği gibi, vakıf uygulamalarına yönelik genel nitelikteki kuralları da ihtiva edebilirdi.
Mahallî mercilerde çözüme kavuşturulamayan vakıf davaları, İstanbul’da temyiz edilerek verilen fermanın ardından, gereğinin yerine getirilmesi amacıyla ilgili kadılığa iletilirdi. Vakıflarla ilgili herhangi bir yolsuzluk veya usulsüzlük vakasında, mahallin kadısı veya merkezden görevlendirilen bir müfettiş tarafından teftiş süreci başlatılırdı. Bu sürecin resmî olarak başlaması için de yine bir ferman gönderilmesi gerekmekteydi.
İstanbul’dan idare edilen Harameyn, Darüssaade, Ayasofya gibi büyük vakıfların taşradaki gelirlerini yöneten temsilcilerinin tayin, azil, gelir-gider hesapları ve diğer hukukî işlemleri de genellikle ferman yoluyla düzenlenirdi.
Fermanların şeklî ve içerik özelliklerini doğru bir şekilde tespit edebilmek için, belgenin rükünlerinin (temel unsurlarının) bilinmesi gerekmektedir. Fermanın rükünlerinin bilinmesi, hem belgenin türünün sahih bir şekilde teşhis edilmesini kolaylaştırır hem de metnin doğru anlaşılmasına ve akademik değerlendirmesine katkı sağlar.
Fermânın rükünleri şunlardır;
a) Tuğra = Şer‘iyye sicillerinde tuğra koyulmamaktadır
b) Elkab = Gönderilen şahsın statüsüne göre elkab yazılır(bkz. fermân elkâbları)
c) Duâ = Gönderilen şahsın statüsüne göre duâ yazılır (bkz. fermân duâları)
d) Nakil / İblağ = Fermâna sebebiyet veren konu bu kısımda anlatılır.
e) Hüküm = Fermâna konu olan olayla ilgili verilen emri belirtir.
f) Te’kîd ve Tehtîd = Emrin yerine getirilmesinni belirten kısım.
g) Târîh = Fermânın yazıldığı tarihtir.
h) Makâm = Fermânın yazıldığı makâmın yazıldığı kısımdır.
Osmanlı diplomatikasında fermanlar, muhatabın statüsüne uygun elkâb (hitap formları) ile başlamakta, ardından yine aynı statüye uygun bir dua (senâ) kısmı gelmektedir. Bu elkâb ve dua formları standartlaşmış olup, fermanların başlangıç kısmı bu iki temel rükün (unsur) üzerine inşa edilmiştir (elkâb ve dualar için bkz. dijital arşivdeki Ferman kataloğu).
Elkâb ve dua rükünlerini, fermanın yazılma sebebini açıklayan nakil/iblâğ kısmı takip eder. Bu kısım, “tevkī‘-i refī‘-i hümāyūn vāsıl olıcak ma‘lūm ola ki” kalıbıyla başlayarak, önceki unsurlarla bağlantı kurar. “Nakil/iblâğ” bölümünde, konuya dair arka plan bilgisi verildikten sonra, padişahın emrini içeren ve “buyurdum ki” ifadesiyle başlayan “hüküm”rüknü yer alır. Bu kısım, fermanın özünü teşkil eden hukukî ve idarî içeriği barındırdığından, metin analizinde özel bir öneme sahiptir.
“Hüküm” rüknünün ardından, fermanın diplomatik türünün tespitinde kritik bir rol oynayan “te’kîd ve tehdîd” kısmı gelir. Bu bölüm, “şöyle bilesiz, alâmet-i şerîfe i‘timâdkılasız” formülüyle başlayarak, emrin uygulanmaması durumunda muhatabın cezalandırılacağına dair vurgu yapar. Sonrasında ise “tarih” rüknü ve fermanın yazıldığı mekânı belirten “be-makām–ı…” ibaresiyle biten yer adı (lokasyon) kısmı yer alır.
Fermanların son kısmı, belgenin düzenlendiği idarî merkezi gösteren bir makam adıyla sona erer. Bu ifadeler, merkezî yönetim tarafından gönderilen belgelerde “be-Makām-ı İslambol”, “be-Makām-ı Dāru’s-Saltanati’l–‘Aliyye” veya “be-Makām-ı Kostantiniyye” gibi terkiplerle kaydedilirken, sefer halindeki ordu tarafından düzenlenen fermanlarda “be-Makām-ı Belgrat”, “be-Makām-ı Sivas” gibi geçici karargâh isimleriyle de tamamlanabilir.
Kudüs’te Selateyn evkafının mütevellisi Osman zimmetindeki vakıf paralarının tahsili için Şam’daki evinin satılmasına teşebbüs edilmişse de bu evi Şam Beylerbeyi Kethüdası Sinan’ın gasp ettiği vakıf adına satışın yapılamadığı bildirildiğinden mahkemece durumun tedkiki hakkında Sultan III. Murad’ın Şam kadısına fermanı. g.tt (TSMA No: 5217/8)
Yer : TS.MA.e / 722 – 8 –
Tarih : H-29-06-994 –
Dosya Ek :
5. Berat:
Osmanlı İmparatorluğu’nda vakıflara ilişkin tüm tayin, tevcih ve görevler ile bazı vergi muafiyetleri, merkezi otorite tarafından İstanbul’dan verilen berat adlı resmi belgelerle yürürlüğe konulurdu. Bu tür belgeler hazırlanırken biri ilgilisine teslim edilmek üzere iki nüsha düzenlenir, diğer nüsha ise devletin merkezî arşivlerinde muhafaza edilirdi. Görevlendirme ya da muafiyet hakkı tanınan şahsın, beratını geçerli kılabilmesi ve ilgili görevini ifa edebilmesi için, söz konusu belgeyi bulunduğu yerin kadısına onaylatması zorunluydu.
Vakıflara dair kadı sicillerine yansıyan belgelerin önemli bir bölümü bu tür beratlara dayanmaktadır. Dolayısıyla beratlar, vakıf müessesesinin işleyişini anlamada ve ilgili idarî süreçlerin takibini yapmada son derece önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Osmanlı belge geleneğinde beratlar, genellikle “nişân formülü” veya “sebeb-i tahrîr” formülüyle başlarlar. Ancak, sebeb-i tahrîr formülüyle başlayan beratlar genellikle tımar sistemine ilişkin olup, vakıflarla ilgili düzenlemeleri içeren beratlarda bu formüle rastlanmaz. Vakıflara ilişkin beratlar, belgenin gönderildiği şahsın sosyal ve idarî statüsüne uygun bir elkab (unvan) ile başlar. Elkabın ardından, yine muhatabın statüsüne uygun bir dua cümlesi yer alır. Bu unsurlar, beratın giriş kısmını teşkil eden önemli yapısal rükünlerdendir.
Elkab ve dua bölümlerinden sonra gelen nakil veya iblâğ kısmında, beratın düzenlenmesine neden olan olay ya da durum detaylı bir şekilde aktarılır. Bu bölümde, ilgili şahsın görevlendirilmesi, vergi muafiyeti ya da benzeri uygulamalara ilişkin gerekçelere yer verilir. Ardından gelen hüküm rüknü, beratın en önemli bölümlerinden biridir ve genellikle “buyurdum ki” ifadesiyle başlar. Bu rükün, padişahın doğrudan emrini içermesi bakımından beratın özünü teşkil eder.
Hüküm rüknünü, beratın türünün tespiti açısından belirleyici bir diğer unsur olan te’kîd ve tehtîd rüknü izler. Bu bölümde genellikle “şöyle bilesiz alâmet-i şerîfe i‘timâd kılasız” şeklindeki ifadelerle, verilen emrin mutlak surette yerine getirilmesi gerektiği vurgulanır ve aksi durumda sorumluların cezalandırılacağı belirtilir.
Berat metni, tarih rüknü ile devam eder ve belgenin düzenlendiği tarih açık bir şekilde kaydedilir. Son olarak, beratın düzenlendiği yerin belirtildiği makam rüknü yer alır. Bu rükün, çoğunlukla merkezden gönderildiğini ifade eden “be-Makâm-ı İstanbul”, “be-Makâm-ı Dârü’s-Saltanati’l-‘Aliyye” veya “be-Makâm-ı Kostantiniyye” gibi ifadelerle sona erer. Bununla birlikte, ordunun seferde olduğu zamanlarda beratlar “be-Makâm-ı Belgrad”, “be-Makâm-ı Sivas” gibi konaklanan yer adlarıyla da sonlandırılabilmektedir.
Bu yapısal rükünlerin bilinmesi, yalnızca beratların tür ve işlevlerinin doğru bir şekilde belirlenmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda Osmanlı idarî belgelerinin analizi açısından da büyük önem arz eder.
Ek: Harputta Bulunan Tahriye Vakfının günlük iki akçe ile nâzırı olan Mehmed Efendi kendi istediği ile görevi hak sahiplerinden olan Mehmed Halîfe b. Yazıcı Ahmed Alemdar’a devrettiğinden tevcîh beratı verilmek için talepte bulundu Harput kadısı seyyid Mehmed arzı gereğince verilen 22 Cemaziyelevvel 1175 tarihli berat kaydı (BOA.C.EV. 7/313-1)
6. Buyruldu:
Osmanlı idarî yapısında vakıf görevlilerinin bir kısmı, sadrazam, beylerbeyi gibi üst düzey devlet erkânı tarafından gönderilen buyruldu adı verilen yazılı emirlerle atanmıştır. Bu tür atamalar, çoğunlukla alt düzey vakıf görevlileri için söz konusu olup, merkezi otoriteyi temsilen taşrada yürütülen vakıf faaliyetlerinde önemli bir rol oynamıştır.
Osmanlı Devleti’nde padişahtan sonra hem şer‘î hem de kânûnî hükümlerin uygulanmasından ve takibinden sorumlu olan en yüksek makam sadrazamlıktır. Sadrazamlar, padişahın mutlak vekili konumunda olup, onun adına bazı idarî ve hukukî işlemleri gerçekleştirme yetkisine sahiptirler. Bu bağlamda sadrazamlar, çeşitli meselelerde kadılara emir vermek ya da hatırlatmalarda bulunmak amacıyla yazılı buyruldular göndermekteydiler.
Şer‘iyye sicillerinde yer alan belgeler arasında sıkça rastlanan buyruldular, sadrazamların yanı sıra kaptan-ı derya, vezir, beylerbeyi ve kazasker gibi yüksek rütbeli devlet görevlilerinin de verdikleri yazılı talimatları ifade eder. Bu belgeler, hem vakıf yönetiminin hem de genel idarî işleyişin anlaşılması açısından önemli kaynaklardandır.
Ek: Amasya’da Hayreddin Vakfı karyesinin evlâd-ı vakıftan Mustafa’ya Amasya Kadısı Abdülbaki Efendi’nin arzı mûcebince teveccüh olunduğuna dair buyruldu (BOA. İE. EV. 22/2579)
7. Temessük:
Sözlük anlamıyla bir işe sıkı sıkıya sarılmak, bağlanmak anlamına gelen temessük kelimesi, terim olarak farklı bağlamlarda çeşitli anlamlar kazanmıştır. Nitekim borç ilişkilerinde düzenlenen senetlere temessük denildiği gibi, muâhede (anlaşma) ve sulhnâme (barış belgesi) gibi belgeler de ilgili devlet kurumları ya da söz konusu anlaşmayı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişilerce verilen mühürlü belgeler şeklinde temessük olarak adlandırılmıştır.
Şer‘iyye sicillerinde ise temessük terimi, farklı ve daha özgül bir anlam taşır. Bu bağlamda temessük, mîrî arazilerde ve gayr-ı sahih vakıflarda tasarruf hakkına sahip olan kişilere, yetkili makamlar veya şahıslar tarafından verilen belgeyi ifade eder. Bu anlamda temessük, tasarruf yetkisini belgeleyen bir vesika niteliği taşımaktadır. Zaman içerisinde bu belge türü yerini “tapu” kavramına bırakmıştır.
Temessük belgelerini düzenlemeye yetkili makam ve kişiler arasında sahib-i arz olarak bilinen tımar ve zeamet sahipleri, vakıf mütevellileri, mültezimler, muhassıllar ve muhâsebekalemleri yer almaktadır. Örneğin, bazı vakıflara ait temessük belgelerinin belirli dönemlerde Darbhâne-i Âmire Nezâreti tarafından düzenlendiği bilinmektedir.
Temessük türü belgelerin baş kısmında genellikle “filanca hususta temessük” şeklinde bir ifade yer alması, belgenin türünü tespit etmeyi kolaylaştırmaktadır. Aynı şekilde, belge metni içerisinde geçen “işbu temessük…” ibaresi de belgenin niteliğini belirlemede önemli bir göstergedir. Bununla birlikte, belgenin başında veya metninde açıkça temessük ifadesi bulunmadığı durumlarda, belgenin konusuna paralel olarak sonunda yer alan pençelerde (mühür kısımlarında) belirtilen makam adları da belgenin temessük olup olmadığını anlamada önemli bir kriter olarak değerlendirilmelidir.
Ek: Sadaret Çukadarı ve Şehremini Yusuf Efendi’nin İstanbul’da Pirinçci Sinan Camii’nde olan ve Karakızzade Ali Çelebi Vakfı’na ait arsadan aldığı mezar yerlerinin parasını ödediğine dair vakıf mütevellisinden alınan temessükler. (TSMA No: 401/9-11, TSMA.e. 198/18)
8. Tezkire:
Şer‘iyye sicillerinde yer alan ve kadı dışındaki makamlarca kaleme alınan belge türlerinden biri de tezkirelerdir. Osmanlı diplomatik geleneğinde tezkire, genellikle üst makamdan alt makama veya aynı düzeydeki makamlar arasında yazılan ve resmî bir konuyu ihtiva eden yazışmaları ifade eder. Zamanla, aynı şehir veya kasaba içindeki resmî daireler arasında gerçekleşen yazışmalar tezkire olarak adlandırılırken, şehirler arası yazışmalara tahrîrât denmesi yaygınlık kazanmıştır.
Şer‘iyye sicillerinde yer alan ve bu ilk anlamda kullanılan tezkireler, özellikle sadrazam başta olmak üzere yüksek dereceli devlet görevlilerinin özel kalem müdürleri anlamına gelen tezkireciler tarafından kaleme alınırdı. Örneğin, Anadolu Defterdarlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren ve Anadolu Eyaleti’ne dair malî hükümleri düzenleyen kaleme Tezkire-i Ahkâm-ı Anadolu, Rumeli’ye ait yazışmaları gerçekleştiren makama ise Tezkire-i Ahkâm-ı Rumeli adı verilmekteydi. Aynı şekilde, Haremeyn Muhasebeciliği veya Evkaf Muhasebeciliği gibi kurumlar da vakıflara ait malî işlerle ilgili olarak tezkire düzenlemekteydi.
Bu tür makamlar, kendilerine berat ile bir görev veya mülk tahsis edilmiş olan şahıslara, söz konusu berata istinaden tezkire verirlerdi. Söz konusu tezkirenin bir sureti, mutlaka dayanağı olan beratla birlikte şer‘iyye sicillerine kaydedilirdi. Zira bu tür emirlerin icrasından sorumlu olan yetkili makam, ilgili bölgenin kadısıydı ve uygulamanın gerçekleşebilmesi için belgenin sicile kaydı zorunlu bir işlemdi.
Tezkire belgelerinin tespitinde, metin içerisinde yer alan “işbu tezkire…” şeklindeki ifade önemli bir belirleyici unsur olarak kabul edilmelidir.
Ek: Bursa’daki Emir Sultan Zaviyesi’nin Zaviyedarı Mehmed Ataullah Efendi’ye vakıftan tahsis olunan maaşa dair tezkire-i samiye. (BOA. A.}AMD. 21-84)







